Sari Sakakini (29) Filistin’de öyle bir şey yaptı ki birkaç ayda dünya basınına haber oldu. Ramallah’ın orta yerine bir gece kulübü açtı. Filistinlilerin kaymak tabakası burada eğleniyor. Ama mekanın sahibi, alışık olduğunuz kulüpçülerden çıkmıyor:
“Neden beni haber yapmak istiyorsunuz? Burada her şey yolundaymış gibi göstermek için mi?”
Orjuwan beş ay önce Ramallah’ta açıldı. Burada, sosyal hayat, yeme-içme kültürüyle ilgili haber yaparım diye düşündüm. Sahibi, beni başka bir hikayeyle karşıladı.
Sari, “trendy” giyinen, rahat bir arkadaş. Herhangi bir havalı gece kulübü karakteri gibi. Ama şaşırtıyor: “Fotoğraf çekmeyeceksen yapalım. Geçen hafta Hamas’a yakın bir internet sitesine düştük. Burada içki içenleri Gazze’de ölenlerin resimleriyle yan yana koyup. ‘Biz ne durumdayız, Ramallah’takiler ne yapıyor’ diye haber yaptılar. Ayrıca New York Times ve bir sürü gazete, söylediklerimin en önemli kısımlarını makasladı. Neden Ramallah’ta her şey iyiymiş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor?”
“Böyle bir niyetim yok. Ama söylediğin zekice bir şey. Bunu röportajda kullanırım” diyorum. Zar zor kabul ettiriyorum. Oturup birer kadeh viski söylüyoruz. Beni yanına çekiyor ve soruyor: “Etrafına bak, ne görüyorsun?”
‘İşgalin güzel kızları’
“Güzel kızlar” diyorum.
“Evet, dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da çok güzel kızlar var. Ama burada gördüklerin, işgal altındaki güzel kızlar.”
Bu sözler, beklediğimden çok daha vurucu bir röportaj olacağını gösteriyor. Devam ediyor:
“Burada gece eğlenenlere kötü gözle bakılır. Kimsenin acıları unuttuğu yok ama günün sonunda insanız. 3-4 saat nefes almalıyız.
Gördüklerin üniversite öğrencileri, işadamları, aileler. Dünyanın dört bir yanından gelen Harvard’da, Stanford’da okumuş Filistinliler. Onları biraz eğlendirmek, burayı terk etmelerine engel olmak istiyorum.”
Mutsuzlar mı?
Bizi buradan atmak istiyorlar. Kontrol noktalarında delirtiyorlar, aşağılıyorlar. Amcam başka bir kentte yaşıyor. Sadece bayramlarda gidiyordum. Artık o da içimden gelmiyor. Her şey, bize yaşamdan nefret ettirmeyi amaçlıyor. En temel insani hakkımız, özgürlüğümüz yok. Bir insana daha büyük kötülük yapılamaz.
‘New York Times yazmadı’
Hiç çıkmıyor musun Ramallah’tan?
Aslen Ramla’lıyım. (İsrail topraklarındaki bir sahil kenti) Çocukken her Pazar plaja giderdim. 20 dakika mesafede. Şimdi balkonumdan görüyorum ama gitmem yasak. Yurtdışına çıkmak istesem Ürdün’e geçmek zorundayım. Yolda delireceğim için denemiyorum bile. Çünkü bu büyük hapishaneden çıkabilmek için izin almam gerekiyor. Bunları New York Times’a da anlattım. Hiçbirini yazmadılar.
Şu intibayı verdiler: “Burada insanlar, her şey muhteşem... Ve bu şahane kent Ramallah aslında Filistinlilerin başkenti olabilir...” Bunun promosyonunu yapıyorlar. (Filistinliler başkenti Kudüs olmayan bir devleti kabul etmiyor.)
Bu başkaldırı duygusunun içinde hiç huzur bulabiliyor musun?
Dünyadaki insanlar şunu bilsin: Evet biz taş atan çocuklarız, özgürlük savaşçısıyız ama aynı zamanda insanız. Bizim de zevklerimiz var. Tıpkı sizin gibi. İşgal altında da olsak, rafineyiz. Çadırda yaşamıyoruz.
Sari’nin aksanı ve ses tonu hala aklımda. Tutkulu ve dramatik bir konuşma üslubu var. konuşuyor. Röportajlarda insanlar tekler, bozuk cümleler kurar. Okuyucu bunları görmez. Metin, konuşmanın aslından daha güzel akar. Bugün aldığım notların Sari’nin anlattıklarının etkisini yakalayamacağını hissediyorum.”Üff! Bitirdin beni akşam akşam” manasına gelen bir şey söylüyorum. Sırtımı sıvazlıyor.
‘Fakiriz, bizde korku yok’
Biraz yüzeysel şeylerden konuşalım. Ne tür müzik çalıyorsun burada?
Mutlu müzik çalıyorum, “Happy House.” Dekorasyonda taş, ahşap kullandık. Kuyu var bir tane bak şurada.
Yazın Ramallah’ın havası harikadır görüyorsun. İnsanlar mutlu olsun istiyorum. İşgal altında da gurme yemekler yapabiliriz! Şefimiz İtalya’da eğitim aldı. Filistin-İtalyan “fusion”ı yapıyor. Tasarımcılarımız, çalışanlarımız hep buralı.
Nasıl cesaret ettin burayı açmaya bu koşullarda?
Kardeşim bir cafe açtı ve iyi iş yaptı. Ciddi bir kredi aldık. Fakir bir aileden geliyoruz ama bizde korku yok! Beş yılda bir, 20 yıl geriye gidiyoruz. Yerel sanayi zayıf. Malzemeyi buradan alamıyorum. Yolun ortasında birden İsrail cipleri çıkıveriyor. Ne zaman ne olacağı belli değiil. Müşterilerimiz bin tür dertle boğuşuyor. Burada nefes alacak ama yarın uyandıklarında yine gerçekle baş başa kalacaklar.
‘Burada yaşamak savaştır’
Kimler geliyor buraya?
Yazın dört bir yandaki Filistinliler burada buluşuyor. New York’tan, Kıbrıs’tan, Türkiye’den... Bir de İsrail’de yaşayan Araplar... Çok üzücü ama orada huzurlu değiller.
Ya sen?
Uzun yıllar Lefkoşa’da yaşadım. Bazen arkadaşlarım arıyor. “Ne yapıyorsun?” dediklerinde, “Savaşıyorum” karşılığını veriyorum.
“Saçmalama, sakın aptalca bir şey yapma!” diyorlar. “Hayır” diyorum. “Burada yaşayarak.... Burada yaşamak, savaşmak...”
Abeer Hani, Kudüs’te yaşayan bir Filistinli. İsrail’deki kulüplerden daha elegan ve kaliteli bulduğu için hafta sonu burada eğleniyor.
AŞK İÇİN YANLIŞ YERDEYİZ
Orjuwan’ın yanında heybetli bir taş ev var. Yanındaki uzun çam ağacı gökyüzüne dimdik uzanıyor. Ama burada gökyüzüne bakmak özgürlük hissi vermiyor. Sanki dışarıda sürekli bir uğultu var. Cehennem uğultusu gibi... Güzel kızları izliyorum. Tutup elinden nereye gidersin? Burada insanı yaşama sevinciyle ne doldurur? Özgürlük olmadan aşk nasıl olur? Gece 2.30 gibi bitiyor. Eğlenmeye devam etmek istiyorlar. Filistin’in en büyük şairi Mahmud Derviş’in dizeleri aklımda...
“Gül dediler, Gül ki yaşayasın...
Güldü yola bakan gözlerin
Bıraktı yangının küle çevirdiği yürekle ilgilenmeyi
....
Şarap, yeşil, bir beden ki boyu posu yerinde!
Şarabında kanımı gördüğünde
Nasıl içeceksin yoldaş?”